sanadır ağırladığım söz,ağırladığım köz ille sana....

 

 

su sızar toprak yürür

dağ yürür,taş yürür

kılıç çıkar kınından

kan yürür...

 

sen ey!..

uçsuz ülkeler seyyahı...bir sur dibinde,yaralı bir çocuk... bekleyişlerden yorgun,keşfini bekler bakir kalbinin...

ayaklanır tarih,efsaneler bir bir dirilir.çelişkiler birikir,aklım gerilir.her söz bir evvelinin tekerrürü olur,aklıma giren her düşünce bir ilmeğin kördüğümü...koskoca ...içime sığmaz büyür...bilmezdi hiç kimse ve bilmeyecekti akla ziyan soruların bir çocuğun kalbinde  çözüldüğünü...

 

sen

evvelimden ahirime bir lahza eğilen,ben yaza çize,ben kalka düşe,ben yana söne ben'den san'a kalıyorum yine.bir kimsesiz "ene" düşüyor aynadaki seyrime.seyrim değişiyor...seyrim ellerime kanıyor.

 

çıkışı yok. senden sonrasında yolların.cihetini şaşırıyor adımlarım...

kaçışlarım...

ah!..

kaçışlarım...

inişlerim...çıkışlarım...

yokuşlarım...

yine senden sana tüm kaçışlarım...

 

çöz beni harf kelepçesinden bileyim hangi efsaneden çaldık bu bilmeceyi...at beni bir kitabenin tam ortasına ki bileyim hangi mit bizden aldı hikayesini...sürgünüyüm bütün denizerin senden gayrı liman bulamam.savtıyım her gecenin ölüme adanmış yerinde.bir baykuşun nakışlı kelimeleriyle söyleşirim.ve şiir kazar kabrimi.kabrime dizdiğin çiçekler ki yeniden diriltir taprağımda seni...

 

kimi zaman dağılıp,kimi zaman toparlanıyorum.

bazen kanayıp bazen yaralarımı sağaltıyorum

bil ki;bu kahramanlık savaşında aşk coğrafyasının yenilmiş yüzüyüm.
ben çekincelerimle kuytu orman köşlerinde,kükreyen kasırgalara inat içimde büyüttüğüm kavgalarımla sana sulha geliyorum.

bilmeden, çığlık kaç hece...ağrı kaç kelime...yıkılırken gün kan içinde, karanlığım ağarıyor.mevsimini şaşırıyor bir hercai menekşe yine hazana büyüyor.

 

uzak ülkelerden çağıma indirgenmiş masallardan geçiyorum.lisanı bozuk bir türkü uğruyor ritmini bulamamış sokağıma.yorgunluğumu düşüyor her gün bir yaprak.üşüyor içimde külüne yaslı bir hikaye...bir ad vereyim desem söz kifayet etmiyor...kelam yetmiyor...

 

adına yetim düşüyor bildiğim kelimeler...

 

 

 

Etiketler : seyyah,efsane



 
 
Adanmış aklım ile kelâma yürüyüşüm sana...
 
sıyrıldım,soyundum,üryan oldum
işte karşında ben
ne ten,ne beden
bir yalın ruh oldum  karşında durdum
 
apaçık duruşların sırrını,sırrında buldum aynanın.sırrında kayboldum. aradığımı 'buldum' dediğim her anımda aramalar yazıldı alnıma.bozulmuş büyünün kördüğümü sararken boşluğu kahin de çözemedi gümüş sırdaki sırrı.açıldı nice kapılar,gönül kapısından aşka düştüm.her düşüşte tabiri belirdi bu rüyanın,her tökezleyişimde ahvalim ayan oldu.

çölünde yürüdüğüm bu sahrada,ay ışığında,gün batımında,akrebin zehrini sakladığı kıskacında,an be an hep aradım...aradım yıllarca...
 çözdüm...
arayışın anatomisini her arayışa yeltenişimde parçalarıma zerrelenişimle...
miller mesafeler nice kere tükendi içimde,ad gerekti uzaklığın böylesine,tarifsizliğine,tekerrürüne,bilinmezliğine..
bir bedevinin yorgun gözlerinde beliren serap kadar,çatlayan dudağından sızan susuzluğuyla 'suyu buldum' zanedip de yanıldığı an kadar gerçekti arayışım.

yola koyulmaktı aslında...hepsi hepsi yedekleyip asayı,urbayı takıp omzuna düşmekti yollara,hesabedilmez uzaklara.

en çok el ayalarımda büyüyor yalnızlık, kaplarken başımı sağdan soldan.sağdan soldan kesiyor takatimi kelimeler harp düzeni almışken.kelimeler ki can evimden vuruyor.harf harf kurşunluyor.
 
bak serime yine ulaşılmaz bir dağ düştü,üşüştü hayalin cümlelerime.cümle benliğime.
 
ansızın yine sen aklımdan geçtin;
seni yedekleyip bütün masal şehirlerinden geçtim.
aklımdan geçtim
benden sana geçtim
ben varlığımdan vazgeçtim.
İbrahimi bir ağrıyla uyandım.
sınandım
sınandım
sınandım
al başım İsmail olsun sana, yaralar açtığın ayna kırıklarını gel de şah damarıma sapla.ve söyle yıllar sonra varisin Yusuf'a; atılan kuyulara tek sen değilsin!
 
artık ömrün akşamıdır; yol tükendi.söz tükendi.sustu zaman bulutta yağmur tükendi.an tükendi.varlığıma can veren candan öte öz tükendi.feryad tükendi,figan tükendi.artık yıldız bahçesi gözlerden uçuşan tebessümler uğurlasın seni.görkemli olsun gidişin.taptaze kan kokan şiirlerin mezarları üzerinde açan çiçekler kadar keskin çığlıklar büyüsün.gidişin ki doğuşun kadar ihtişamlı olsun.
 

pervane oldum alevinde nice kere tutuşturup kanatlarımı.
sûkût ile sakladım yanığımı.
kalmadı gayrı bir ar(û)zum.
derviş ölsün gömülsün de gönlüme.
kırkıncı oda yatır olsun daim içimde.


alnıma düşen mürekkep izinde yazgıma yürüyüşüm sana...

 

Etiketler :

ey gecenin koyu karanlığında sözü çağırıp da,cümle sözlere inat bir ad koyamadığım,söylenmiş ve söylenecek sözler sana...hep sana, daima sana...
 
sızarken kalemden kelâma mürekkebin içindeki ağu,ben yazdıklarımı hep yalanlayıp,içimdeki yazılmamışların sızısıyla kıvranacağım.
ömrüm, önünden bir acem katarı gibi geçip giderken ve giderken ömrüm bilinmezin okyanusuna; bir meczup, bu nehrin ortasında durmuş,yolumu hep kesiyor olacak.
 
annemin anlattığı masallardan sonra bildim siyah ve beyazın farkını.
 
siyah ve beyaz
biraz çelişki ve biraz naz
siyah ve beyaz
garip gri bir haz
 
annemin beyazından çıkarınca alemi, bildim siyahtan sonrasının griliğini.
 
hazana büyüdü bütün çiçeklerimiz,geceye açtı tomurcuklar. oysa hiç kimse bilmeyecekti dolunayın şavkında kırılan ve kıvranan nehrin hikayesini.yeşilin üstüne mürekkep damladığında alemin leyla'nın gözleri kadar siyah ve efsunlu olduğunu anlatırken öyküler,üzerimize karalanmış şiirlerde gördüm karanlığı.ve saçlarımın aklarına inatla şiir üzerime karalandı.
 
kurulmuş düzenlerin ardından hortlayan reformlarda yırttık hicabın perdesini.silkelendik,öyle bir silkinişle silkelendik ki üzerimizde kalbî neyimiz varsa döküverdik eteklerimizden, ayaklarımızın altına doğru itiverdik.
felsefi kuramlar çınladı kulaklarımızda, 
TANRIM;
ne zormuş şüphe ile yaşamak,
ya da aklın kalbe yaşam hakkı tanımadığı  kokuşmuş hücrelerinde,bir realitenin çıkmazında boğulmak...

burası kimin yurdu?
 
kendine sığınak arayan göçmen kuşlar gibi kelimelerden örülü yalancı yurtlar tuttuk sancılı gençliğimize.
selüloza gömülü beyinlerimizle bir dağ köylüsü kadar bile bilge değildik,
zaten sürgündük,kalbimizden de sürüldük.yandık ve savrulduk. elde kalan küldük.

 
ben,kalemi kapında kelepçeli,yitirmişliğine ve yorulmuşluğuna ad koyamayan.dahası ben her düşünce fırtınasında cinneti çağıran vaveylalarda kendine bir yurt bulmaya pür heves melalin taş duvarına çarpan her dem,akla ziyan bir umutla siyaha çalan ufuklarında yanılgılar büyütüyorum şimdi. 
ben tanımsızlğına yenik kül rengi bir umutla siyaha çalan ufuklarında sarıyorum yangın sonrası yaralarımı.
 
her yangından artakalanı söndürecek bir dağ çeşmesi vardır elbet.
  

Etiketler :

kelimelerimin ahengi,içimden geçen şakırkıların nihavendi,uzaklarım ,ırağım,dört mevsimin üzerinde konakladığı bozkır çalım,sözler hep sana... hep sana...
 
ben şimdi daha bir hiç kimse; kimliksiz,kimsesiz,yıkık...
içimden çekildiğinde suların,bütün gemiler karaya oturdu.bu deniz içimde hiç yükselmedi,hiç yeşermedi yaprak,çiçek açmadı dağ menekşeri,coşkun akmadı nehirler.

ki ben salaş, yıkık, viraneydim  şimdi tarumar oldum.fırtınaya kaldım,kasırgada savruldum,ezildim yenildim,yenilgilerimden,küllerimle acımı yeniden yeşerttim.bu hengameden nasıl kurtulunur bilemedim...

istedim çekilsin içimden bu örselenmiş sevdalar.kırılsın kalemin kılıçtan keskin ucu,delmesin en çok acıyan yerimi,tüketmesin bir daha beni...

aşkın kabz'ını,bast'ını çoktan geçtim,sekr halindeyim bil ki bir divaneyim...
kendimden uzak,kendimden bi haberim.
ay gülümsese puslu camlardan seni bilirim,seni söylerim.
derunumda bir ince sızı oldun,sineme battın ve ben yandım.durdum ve düşündüm bütün sınanmışlıklarımı.ve düşündüm alemin en harlı ateşini.sen nemrud'un yaktığı ateşi bilirsin. şimdi küller ülkesinin şahı ben oldum...
                                                                                                                  
asırlar evveli beni yazdı.beni söyledi efsaneler, mitler beni anlattı.nil akarken suyu bana döküldü.züleyhanın mirasçısı ben oldum.oldum da yusufun kuyusu olmak da bana kaldı.bir mahşer gözlerime yazıldı arş-ı âlâ'da. simurg kanadından ilk tüğü rüyalarıma uzattı bu masalın en kanlı yerinde.

güllere derdini yanan bülbül gibi dikenlere ağladı bu yürek yurdu.
sustum...
dilim sustu...
gözüm,kalbim sustu...
ve senden geceme sinen feryatlar ki bir bilge gibi geldi küllerimden yapılmış saraylardan tahtına kuruldu...

yok şimdi ne feryada mecalim,ne de halimi arza yüzüm.yok şimdi gidecek yerim ne kendimdeyim ne sendeyim.bil ki ben aşkın sekr'indeyim.

ey gidemediğim,gidip de bulmaktan çekindiğim hep sana hep sana...

Etiketler :

GİDİŞİNE

24/2/2009

 

 

Gel de kır zemheride
Gazeli düşmüş dalımı
 

Dur gitme!

Gidersen bulut olur yüzüm,hüzünler vurur kalbimi en ölümcül yerinden.

Kırılmışken şimdi kanadım,sarmaya çalıştıkça daha da acıyan yanlarım tutunmalı mutlaka sana.Acılarımın biricik eczası nasıl beni mahkum edersin yokluğuna?Nasıl öksüz bırakırsın beni,sensizliğimle, çaresizliğimle?

Sen gidersen yıldızsız bakar geceler yüzüme,nazlı nazlı salınmaz serviler penceremin önünde.Ay düşürmez şavkını sulara,saklamaz ırmaklar akşam güneşine sevdalı bir seseri balığı bağrında.

İçmiyecektim bu zehri biliyorum,ömür boyu bu serkeşliğe nasıl dayanırım?Nasıl tutunurum bu bulutsu sevdalara sen olmazsan?

Büyümedim,hala bahçede oynayan o kız çocuğuyum.Öyle annemin bırakıp gidişleri gibi içimi ateşe verip gitme.

Kül olur kelimelerim gidişinle,seni yazmzsa kalemler mürekkebinde boğulur parmaklarım, bir girdaptan bir başkasına batar ayaklarım.

Ey çocukluğum saf yanım gitme!

Gitme demeye geç kalmış olsam da yine de gitme.

Bunca sınanmışlığımdan sonra sınama beni bir de sensizlikle.Müzmin bir yalnızı müebbete mahkum etmek mi niyetin?

Susuşlarım çığlık olur sızar gecene .varlığım seni bahtiyar eder mi bilmem?Ama yokluğun ihtiyar eder beni bu gençliğimde...

Şimdi kırıp dizlerimi bir kaya parçasında oturmuş gidişine bakıyorum.Bütün ağlamalarım sana seferber,bütün ağıtlarım gidişine.

Kapalı tüm kapılarım pencerelerim şimdi.Açmam sen gelmezsen kapalı kalır hüznüm,bildirmem kanadığımı kimselere..takınmam yüzüme bir daha gülüşlerimi.

Bak bütün elma çiçeklerinin açtığı vakit,kırk ikindilerle gülüşüyor yapraklar.Bilirsin yağmuru ne çok severim saklanmam öyle taş kovuklarına ağaç aralarına.Oysa her düşen yağmur tanesinde ben sana yakalandım,sana ıslandım her sağanakta.

Sesinde rüzgarın kaç hasret şarkısı dinledim.Bilirmisin ben seni sensizliğimle kaç ufukta bekledim?

 

Şimdi gözlerime bakarsan susuşlarımın çığlığında boğulursun.Ama dur sen gözlerimi dinle;GİTME...

 

Etiketler :